Ecem Erkek, Onur Buldu, Erdem Yener: Korkmuyoruz
Ecem Erkek, Onur Buldu ve Erdem Yener, yeni filmleri "Efes'in Sırrı" için Efes Antik Kenti'nin gizemli atmosferinde buluştu. Çocukluk korkularından; yapay zekâ tehdidine, müzik dünyasındaki bot tartışmalarından; sinemadaki estetik kaygısına kadar her şeyi açık yüreklilikle konuşan Erkek, Buldu ve Erdem, yeni filmlerinin sahip olduğumuz değerleri keşfetmede büyük rol oynayacağını dile getirdi
Türk komedi dünyasının sevilen isimleri; Ecem Erkek, Onur Buldu ve Erdem Yener, bu kez sadece güldürmek için değil, tarihin tozlu sayfaları arasında çocuksu bir merak uyandırmak için bir araya geldi.
Yapımcılığını Poll Films by Polat Yağcı’nın üstlendiği "Efes’in Sırrı" adlı sinema filmi vesilesiyle buluştuğumuz Buldu, Erkek ve Yener ile Efes Antik Kenti'nin antik atmosferinde geçen çekim sürecinden, çocukluk yıllarına dair samimi itiraflara kadar uzanan derin bir sohbete daldık.
Ecem Erkek, Onur Buldu ve Erdem Yener ile gösterime 16 Ocak'ta girecek olan "Efes'in Sırrı"nın izleyicilere neler vaat ettiğinden, sette neler yaşadıklarına; yapay zekânın mesleklerine yönelik tehditlerinden, dijital platformlardaki bot tartışmalarına; sokakta karşılaştıkları ilginç hayran tepkilerinden, kariyerlerindeki dönüm noktalarına ve kadın oyuncuların estetik kaygısına kadar her şeyi açık yüreklilikle konuştuk.
Gökhan Tiryaki'nin yönettiği, senaryosunu; Zeynep Çiçekoğlu Süner'in yazdığı "Efes’in Sırrı"nda; Ecem Erkek, Onur Buldu ve Erdem Yener'in yanı sıra; Sarp Apak, Mert Ege Ak, Lina Çetinkaya, Leya Kırşan, Gamze Karta, Emir Berke Zincidi, Zeynep Çiçekoğlu Süner, Nazlı Yağcı, Ebrar Demirbilek, Ayaz Gülşen, Kaan Alp Dayı, Ayaz Çoban, Masal Ayşe Gencer, Ayça Bilir, Sara Yılmaz, Abdullah Şahin, Tarık Papuççuoğlu ve Oya Başar rol aldı.
RESİMALTI: Antik dünyanın görkemini günümüzle buluşturan "Efes'in Sırrı", içine kapanık 'Tuna’nın hayatına bir anda giren sıra dışı misafirlerle atıldığı macerayı konu alıyor. Bir kazı alanında ortaya çıkan gizemli bir olay sonucu aniden çocuk bedenine dönen arkeologlar, 'Tuna’nın sıradan dünyasını değiştirirken ona cesaretin kapılarını açıyor. Bu tuhaf ama eğlenceli karşılaşma, hem 'Tuna' hem de dostları için unutulmaz bir keşif yolculuğuna dönüşüyor."UZUN ZAMANDIR İSTİYORDUM"
• Senaryo geldiği zaman, sizi en çok heyecanlandıran unsur ne oldu?
Ecem Erkek... Çocuk filmlerinin alışılagelmiş kalıplarının dışına çıkan bu proje, beni en çok her yaşa hitap etmesiyle heyecanlandırdı. Sadece çocuklara değil, ailelere de dokunan bir hikayesi var. Senaryoyu okurken, 'Ne kadar güzel bir çocuk filmi' dediğimi hatırlıyorum. Yanlış anlaşılsın istemem ama bir çocuk filmi yapmak; sadece büyük kostümlerden, abartılı hareketlerden veya havada uçan karakterlerden ibaret değildir. Bu senaryonun samimiyeti ve derinliği beni içine çekti, bu projenin bir parçası olmayı bu yüzden istedim.
Erdem Yener... Uzun zamandır bir çocuk filminde yer almayı arzu ediyordum; 'Efes’in Sırrı' bu anlamda çok doğru bir örnek oldu. Hem hikayenin tonu hem de oyunculuklar açısından oldukça gerçekçi bir işe imza attık. Özellikle çocuk oyuncularımızın disiplinine, çalışkanlığına ve yeteneklerine hayran kalmamak elde değil; bizler bu süreçte onlara sadece destek olduk. Ayrıca bu projeyle birlikte 'baba' rolünü üstlenmek de benim için güzel bir deneyimdi; demek ki artık o yaşlara gelmişiz. Çekimlerimizi bizzat Efes Antik Kenti’nin büyüleyici atmosferinde gerçekleştirdik. Günümüzde bu tarz sahneler genelde yeşil ekran önünde veya yapay dekorlarla çekilirken, bizim bizzat orada olmamız projeye bambaşka bir ruh kattı. Sonuçta ortaya son derece organik ve unutulmaz bir tecrübe çıktı.
Onur Buldu... "Efes’in Sırrı"nda bizi en çok heyecanlandıran unsurlardan biri, Efes Antik Kenti'nin normalde ziyarete kapalı, gizemli noktalarını görme şansı yakalamaktı; bu gerçekten paha biçilemez bir deneyimdi. Senaryoyu ilk okuduğumda kurulan o fantastik dünya beni hemen içine çekti. Yönetmenimiz Gökhan ağabey (Tiyraki) ile daha önce de çalışmış olmamızın verdiği güvenle, karakterleri çok gerçekçi bir zemine oturttuk. Bizden abartıdan uzak, tamamen doğal bir oyunculuk istedi. Ayrıca genç yeteneklerle bir arada olmak, mesleğe ilk başladığım yıllardaki o saf heyecanı bana tekrar hatırlattı. Hem görsel hem de duygusal anlamda çok özel bir tecrübe oldu.
• İzleyicilerin salondan özellikle hangi duygularla çıkmasını umarsınız?
Onur Buldu... Benim için en kritik nokta, çocuklarda bir tarih bilinci oluşturabilmek. Genellikle kendi değerlerimizden ziyade başkalarının hikayelerine özenme eğilimimiz oluyor ama bu filmde durum farklı. Kaçırılan eserlerimizden kendi geçmişimize kadar aslında biz neysek, hikaye de o. İyisiyle kötüsüyle bu topraklara, bu tarihe aitiz. Filmin çocuklara bu aidiyet duygusunu aşılayacağına inanıyorum ve bunu çok kıymetli buluyorum.
Ecem Erkek... Ben bir izleyici olsam, filmi bitirdiğim an koşa koşa Efes Antik Kenti'ni görmeye gitmek isterdim. İzleyicilerin de salondan bu büyük keşif arzusu ve heyecanla çıkacağına eminim.
Onur Buldu... Ecem’e katılıyorum. Eğer bu anlatılanlar Roma’da olsaydı, oraya gitmek için can atardık ama yanı başımızda olunca kıymetini bazen ıskalıyoruz. Kendi şehrimizdeki saraylara gitmeyip, üç günlüğüne başka bir ülkeye gittiğimizde her yeri görmeye çalışıyoruz. Bu film, sahip olduğumuz bu muazzam zenginliğin bizzat görülmesi gerektiğini hatırlatacak.
Erdem Yener... İzleyicilerin; "Meğer biz ne büyük değerlere, ne büyük hazinelere sahipmişiz" dedikleri bir farkındalıkla sinemadan ayrılmalarını umuyorum."
"25 YAŞIMA DÖNMEK UYGUNDUR"
• Filmin çocuklara büyümenin ne kadar kıymetli olduğunu ve büyüklere de çocuk ruhunun ne kadar kıymetli olduğunu düşündüreceğini düşünüyorum. Sizce de öyle olur mu? O mağaraya girip gençlik iksiri içip çocukluk döneminize gitseniz, kendi çocukluklarınıza neler söylerdiniz?
Onur Buldu... Kesinlikle isterdim. Hatta bugün Ecem ile de bunu konuştuk, o istemediğini söyledi ama ben o gençlik pınarından bir yudum alıp, bugünkü zihnim ve tecrübemle o küçük bedene geri dönmeyi çok isterdim. Düşünsenize; her şeyi biliyorsunuz ama 12 yaşındasınız... Herkese ne hava atardım ama...
Ecem Erkek... Yok, ben almayayım. Öyle bir şey olsa ben herhalde kafayı yerdim.
Erdem Yener... Biz bu konuyu Sarp Apak ile de enine boyuna tartıştık. Sonunda şuna karar verdik: Gençlik iksirini lıkır lıkır bitirmek yerine şöyle bir tadımlık almak yeterli olabilir. Filmde de karakterler içtikçe küçülüyor ya, biz de belki bir ‘shot’ atıp biraz geriye gideriz. Benim için 25 yaş ideal sınır, o yaşa dönmek yeterli olurdu."
Ecem Erkek... İlle de bir cevap vermem gerekirse, kendime sadece şunu söylerdim; "Cesur ol, hiçbir şey olmayacak, sakın korkma." Çünkü ben çocukken her şeyden çok korkardım, gerçekten tırsak bir çocuktum. O yüzden o küçük kıza biraz cesaret vermek isterdim.
"HER ŞEYDEN KORKARDIK"
• O ürkeklik hayatınızı etkiledi mi? Özellikle nelerden ürküyordunuz?
Ecem Erkek.. Belli bir yaşa kadar etkiledi sonra işin içine terapiler girdi. Yavaş yavaş o ürkekliği attık. Her şeyden, öncelikle dünyadan ürküyordum. Aslında bir mahallede büyüdük, çekinme, utanma gibi bir durum yoktu ama bilinmeyenden, o mahallenin dışındaki her şeyden korkardık.
Erdem Yener... Bu, biraz bizim çocukluğumuzun özü.
Onur Buldu... Bizim anne babalar, “Yapma, etme, ayıp!” dediği için insanda öyle bir duygu uyanıyor. Dozunda olursa iyi bir şey ama fazlası olunca sosyal fobi, ürkeklik, korkaklık, çekince yaratıyor.
"ÇOCUKLUK DÖNEMİMDEKİ NEŞEM OYUNCULUĞU SEÇMEMİN NEDENİ OLDU"
• Çocukluğunuza dair hangi özellikleriniz, bugün birer marka olmanıza zemin hazırladı?
Onur Buldu... Hayatımı neşem şekillendirdi. Çok neşeli bir çocuktum ve bu özelliğim sadece karakterimi değil, tüm hayatımı yönlendirdi. Yeni insanlarla tanışmama vesile olan, beni bu mesleğe hazırlayan ve arkadaşlarımın beni oyunculuğa yönlendirmesini sağlayan temel kaynak hep bu içimdeki neşeydi. Beni bu yola koyan en büyük motivasyonum buydu.
Ecem Erkek... İnsanları güldürmeyi çok seviyordum ama bu genelde çevremdekilerin; "Haydi bizi bir güldür" demesiyle, biraz zorlamayla başlardı. Aslında iyi ki de öyle olmuş. Çünkü çok utangaç bir çocuktum. Eğer ailem ve çevrem beni bu şekilde iteklemeselerdi, utangaçlığımı kırıp bugün yürüdüğüm bu yola asla giremeyebilirdim. O 'zoraki' sahneler benim dönüm noktam oldu.
Erdem Yener... Ben kalabalık bir ailenin neşe kaynağıydım. Daha küçüklükten itibaren her akşam en az 7 - 8 kişilik bir seyirci kitlem olurdu ve tabiri caizse şovlarım her gün kapalı gişe geçerdi. Aslında o gün başlayan bu durum, bugün sahne hayatımla devam ediyor.
Onur Buldu... Yıllardır birlikte çalışmamızın temelinde de bu köklü enerjiler var.
• Yıllardır süregelen bu birlikteliğiniz ve doğaçlama yeteneğiniz filme nasıl yansıdı?
Onur Buldu... Sanılanın aksine bu filmde hiç doğaçlama yapmadık; tamamen metne sadık kaldık. Çekimlerden önce çok titiz bir prova süreci geçirdik. Eğer bir sahnede içimize sinmeyen veya bizi rahatsız eden bir yer olursa, o kısımları çekimden önce konuşup tekrar prova ederek netleştirdik ve o şekilde kayda girdik.
Ecem Erkek... Aslında bu çalışma şekli, bizim yıllardır alışık olduğumuz tarza hiç benzemiyordu. Doğaçlamaya pek yer bırakmayan, senaryoya sıkı sıkıya bağlı kaldığımız bir süreçti. Ayrıca bu projede Erdem ile karşılıklı sahnelerimiz de oldukça azdı.
Erdem Yener... Bizim 'Güldür Güldür Show'daki skeçlerimiz doğaçlamayı kaldırabiliyor ama sinemada montaj gerçeği var. Kurguda doğru malzemeyi sunabilmek için her şeyi önceden tasarlayarak ilerlemek gerekiyor. Bu yüzden tesadüflere yer bırakmadık ve önceden planladığımız şekilde, doğaçlama yapmadan performanslarımızı sergiledik.
"YERLEŞİK HAYATA GEÇİŞİ GÖRMEK İSTERDİM"
• Geçmişe dönme imkânınız olsaydı, hangi döneme gidip kimi görmek isterdiniz?
Erdem Yener... Ben galiba en çok, insanlığın yerleşik hayata geçtiği o ilk dönemi merak ediyorum. Şimdiki bilincimle tam o ana ışınlanmak harika olurdu. Doğayı evcilleştirdikleri, ilk köyleri kurdukları o büyük keşif sürecini bizzat yerinde gözlemlemeyi çok isterdim.
Ecem Erkek... Ben Erdem gibi öyle çok eski dönemlerle, 'Bir şeyler keşfedilsin, icat edilsin' süreçleriyle hiç uğraşamam. Benim hayalim çok daha spesifik: Queen’in efsanevi Tel Aviv konserinde, o kalabalığın içinde olmak isterdim. Beni o ana kadar götürseler bana yeter, başka bir şey istemem.
Onur Buldu... Benim tercihim biraz daha yakın ama çok daha huzurlu bir dönem... 1960’ların İstanbul’unda kısa bir tur atmayı çok isterdim. O zamanın sahil kesimini, Beşiktaş’ın eski halini, Florya’nın o bozulmamış dokusunu bizzat görmeyi hayal ediyorum. O İstanbul'un ruhunu solumak eminim büyüleyici olurdu.
"YAPAY ZEKÂ, YERİMİZİ ALAMAZ"
• Son zamanlarda bir tartışma konusu var: “Yapay zekâ oyunculuğu nasıl etkileyecek?” Yapay zekâ hepinizin oyunculuk yeteneklerini alıyor, ileride tüm oyunculuk yeteneklerinizi birleştirip bunu sahnelemeye başlarsa bundan endişe mi duyarsınız yoksa heyecanlanır mısınız?
Onur Buldu... Açıkçası ben bu konuda pek heyecanlı değilim. Aramızda yapay zekâyla en çok ilgilenen, hatta tabiri caizse ChatGPT ile 'aşk yaşayan' isim Erdem’dir. Oyunculuk açısından bakarsak, belki sahnede hologramlar kullanılabilir ama sinemada bizim modamızın yavaş yavaş geçeceğini düşünüyorum. Artık kendi karakterlerini yaratmaya başladılar bile. Geçenlerde bir şarkı dinledim ve yapay zekâ olduğunu öğrenince inanamadım; muazzamdı. Bunun bir de avatarını yapıp görselleştirdiklerini düşünün... Kendi kitlesi, kendi hayranları olan dijital yıldızlar dönemi başlıyor.
Erdem Yener... Ben insan faktörünün olduğu hiçbir şeyin tamamen yıkılamayacağına inanıyorum. Bizim işimiz duygu aktarımı üzerine kurulu. Bir şarkıyı çok beğenerek dinleyebilirsiniz ancak o sesin gerçek bir insana değil de bir bilgisayara ait olduğunu öğrendiğiniz anda, o eserle kurduğunuz bağ kopuyor. Bu duygu sürekliliğini ancak bir insan sağlayabilir.
Onur Buldu... Ama o bağ, sadece senin neslindeki insanlarda kopuyor olabilir. Gelecek nesiller için durum farklı olabilir."
Erdem Yener... Geleceğin neye evrileceğini tam kestiremiyoruz. Bugün filmimizde oynayan çocuklar büyüdüğünde biz hâlâ bir şekilde üretmeye devam ediyor olacağız. Benim temel savım şu: Yapay zekâ, müzik ve sinema endüstrisini dönüştürebilir, hatta belli alanları bitirebilir ama 'sahne'yi, yani canlı performansı bitiremez. Öte yandan bu durum beni umutlandırıyor; günümüzde sanat artık çok erişilebilir ve her yerde. Yapay zekâ hakimiyeti arttıkça, gerçek insan eliyle çıkan sanat tekrar 'niş' ve çok değerli bir hale gelecek. Belki de birkaç nesil sonra sanat, bu sayede yeniden gerçek zirvesine ulaşacak.
"MÜZİKLE İLGİLİ YAPILACAK BİR ŞEY YOK"
• ABD'de oyuncular sendikası “Yapay zekâ gelişiyor, mesleğinize sahip çıkın. Yapay zekâyla iş birliği yapmayın” şeklinde bir açıklama yaptı.
Erdem Yener... Bu gelişme artık kaçınılmaz bir noktada. Çok haklı bulduğum bir söz var: Yapay zekâ işinizi elinizden almaz; yapay zekâyı kullanmayı bilen birisi işinizi elinizden alır. Sinema devasa bir ekonomi; yüz kişilik bir ekiple haftalarca set yapıyorsunuz, ardından uzun bir post-prodüksiyon süreci geliyor. Yapay zekâ bu prodüksiyon süreçlerini, yani bu ekonomik döngüyü ortadan kaldırabilir ancak hikâye anlatıcılığını yok edemez. Çünkü o, özünde insana dair bir eylemdir.
Onur Buldu... Sendikanın; "Sahip çıkın" uyarısı, aslında dijital bir sömürüye karşı; yani yüzünüzün, mimiklerinizin izinsiz kullanılmasını engellemeye yönelik. Sanatçının kimliği üzerinden bir ticaret yapılmasının önüne geçilmeye çalışılıyor.
Ecem Erkek... Peki ya ses konusu ne olacak? Bugün ses platformlarında insanların sesleri izinsizce taklit edilebiliyor. Bir genç kızın sesini yapay zekâyla klonlayıp bir şarkı yapmışlar; şarkı milyonlarca dinlenmiş ama asıl ses sahibi hak iddia edemiyor. Karşı taraf 'Bu yapay zekâ üretimi' diyerek sıyrılıyor. Müzik dünyası bu dijital korsanlık karşısında şu an savunmasız görünüyor.
Onur Buldu... Muhtemelen yakın zamanda bununla ilgili yasalar çıkacaktır. Yapay zekâ üretimlerini tespit edecek ve hak sahiplerini koruyacak denetim mekanizmaları kurulacaktır.
Erdem Yener.... Burada kilit nokta yine insan vicdanı ve adaleti olacak. Bir bilirkişinin çıkıp; 'Bu ses veya görüntü, sanatçının kişilik haklarını tehdit ediyor' diyebilmesi lâzım. Kararı bir makineye bırakırsak, o yine kendisine yani yapay zekâya hak verecektir. Ben kendi adıma bu duruşu koruyacağım; Erdem Yener olarak şarkılarımın altyapısını yapay zekâya yaptırmayacağım, sözlerimi kendim yazacağım ve enstrümanları her zaman kanlı canlı insanlar çalacak.
"BU DA EVRENİN BANA VERDİĞİ ŞANS"
• Kariyerinin 20'nci yılındasın. 'Organize İşler' filmindeki isimsiz 'tabut taşıyan adam' rolünden bugünkü 'Onur Buldu' markasına uzanan bu süreçte neler yaşadın?
Onur Buldu... Aslında pek çok arkadaşımın yaşadığı büyük zorlukları gördüğümde, kendi sürecimden şikâyet etmek bana biraz şımarıklık gibi geliyor. Benim yolculuğumda taşlar biraz daha hızlı yerine oturdu. 2008'de 'Papatyam' dizisine başladım ve orada 3 sezon boyunca tecrübe kazandım. Elbette sonrasında bir belirsizlik dönemi yaşadım ancak 'Güldür Güldür Show' ile birlikte her şey çok hızlı ve ivmeli bir şekilde gelişti. Bu süreçte şansım kesinlikle yaver gitti ama ben de bu şansı değerlendirmek için çok çalıştım. 'Çok büyük zorluklar çektim' diyerek ajitasyon yapamam; çünkü en sıkıştığım anlarda bile hayatımı kolaylaştıran, bana her anlamda destek olan harika dostlarım vardı. Bunu, evrenin bana sunduğu büyük bir şans ve ödül olarak görüyorum.
"HIZLI VE AKICI BİR ŞEKİLDE GELİŞTİ"
• Ecem, senin kariyer yolculuğunun 2015'te başladığını söyleyebilir miyiz?
Ecem Erkek... 2015'te okuldan mezun oldum. Profesyonel kariyerim aslında tiyatro ile başladı; mezuniyetimin ardından iki yıl boyunca sahnede pişme şansım oldu. Televizyon dünyasıyla ilk tanışmam ise 2017'de 'Hayat Sırları' dizisiyle gerçekleşti. Aslında Onur’un kendi süreci için söylediklerine katılıyorum; ben de kendimi şanslı hissedenlerdenim. Kariyerimdeki basamaklar beklediğimden çok daha hızlı ve akıcı bir şekilde gelişti.
"VAZGEÇECEĞİM YERLER OLDU AMA..."
• Hep "Şanslıydım" diyerek yeteneklerinizi göz ardı etmiyor musunuz?
Onur Buldu... Çok yetenekli arkadaşlarımız var; herkes için doğru zamanda doğru yerde olmak esas meseleydi.
Ecem Erkek... Bizim için gerçekten şöyle kolaydı; yeteneği göz ardı etmekten bahsetmiyorum, sadece şans yanımızdaydı. O yüzden her şey biraz daha kolay ilerledi. Biraz da sabrettim diyebilirim. Vazgeçeceğim yerler oldu ama bırakmadım. Çünkü bu işi gerçekten çok seviyorum.
"AĞIR BİR ŞEY YAŞAMADIM"
• Ne oldu da bırakmayı düşündün?
Ecem Erkek... Eski hikâyeler… Karışık hikâyeler var ama bırakmadım ve inandım. Çünkü bu işi seviyorum.
Onur Buldu... Her oyuncunun kendinden şüphe duyduğu bir dönem bir gün bir an vardır. Anladığım kadarıyla öyle bir dönemden bahsediyor.
• Erdem, ilk çalışman 2010'da yayınlanan ‘Şen Yuva’ dizisi.... ‘Erdem Yener’ markası ortaya çıkarken neler yaşandı?
Erdem Yener... Hayatım boyunca çok değişik işlerde çalıştım. Müzik yaparken "Harçlığımı çıkarayım" dediğim iş, beni yıllar sonra filmci yaptı. Filmcilikte çalışırken cast ile ilgilenirken oradan oyunculukla uğraşmaya başladım. Sonra o bana film çektirdi ve arkadaşlarımdan öğrene öğrene oyunculuk yapmaya başladım. Yaptığım işlerin tamamında hep arkadaşlarımın etraflarında ne var, bunlara hep çok meraklı biri oldum. Öğrenmeyi de seviyorum, ilgim de var derken yıllar buraya getirdi.
Onur Buldu... Erdem aç kalmaz. Aramızda tek aç kalmayacak adam odur. Oyunculuk olmadı, müzik yapar. Müzik olmadı, montaja gider. Mutlaka bir şey yapar. Biz ise öylece bekleriz.
"HEVESİNİ DE ÖLDÜRÜYOR"
• Müzik dünyasında dijital platformların bot yüklemelerle gerçek dinlemeleri gölgelediği tartışılıyor. Sizce bu durum sektörü nasıl etkiliyor?
Erdem Yener... Korkunç bir durum. Günün sonunda orası ortak bir havuz ve telif hakları, şarkıların dinlenme oranlarına göre dağıtılıyor. Yapay zekâyla seri üretim şarkılar yapıp ya da bot basarak kendi kataloğunu şişirenler, aslında dürüst üretim yapan diğer sanatçıların payından çalıyor. Bazı platformların bot kullanımına göz yumması, adil listeler oluşturmaması veya bir janranın listesine alakasız şarkılar yerleştirmesi sürekli tartıştığımız konular. Bu durum müzik üretimini öldürüyor; gerçek enstrüman çalma, içtenlikle söyleme hevesini baltalıyor ve sektörü yaşanmaz kılıyor.
Onur Buldu... Bu bot basma hikâyesi gerçekten bu kadar yaygın ve gerçek mi?
Erdem Yener... Maalesef öyle görünüyor.
Onur Buldu... Peki, eğer gerçekse neden kimse müdahale etmiyor?
Erdem Yener... Çünkü karşında hesap sorabileceğin bir muhatap yok.
Onur Buldu... Müzik platformlarının yöneticilerine bu durumun hesabını soramıyor musunuz?
Erdem Yener... Asıl tartışma konusu da bu; kârlılığı artırmak adına bu işi bizzat platformların desteklediği iddia ediliyor. Şöyle düşün: YouTube’da Hindistan’dan 'Tık' satın alırsan, Türkiye’deki bir içeriğin Hindistan trafiği sorgulanabilir. Ancak YouTube’a her gün toplamda 52 yıl uzunluğunda video yükleniyor; hangi birini ne zaman tarayacaklar? Ben yeni bir şarkı çıkardığımda, iki gün içinde ona 50 milyon izlenmiş gibi bot basılırsa, senin emeğinle kazandığın bin dinlenmelik şarkın fark edilmiyor bile. Dinleyici merak edip 50 milyon olana yöneliyor. Böylece sahte izlenme, bir süre sonra "organik trafiği" tetikliyor. Platform o botları ileride silse bile iş işten geçmiş oluyor; o popülarite bir kere haksız yere kazanılmış oluyor.
"MERTLİK BOZULDU"
• Yani önce botlarla bir "Gel gel" ortamı yaratılıyor, ilgi artınca iş organikliğe evriliyor ve en sonunda; "Bakın, bu rakamlar gerçek" deniliyor. Aslında her şey o ilk sahte tetiklemeyle başlıyor...
Erdem Yener... O milyonlara ulaşma meselesi artık bir PR gerçeği haline geldi, hatta tamamen spekülatif bir süreç. Yaptığınız müziği insanların sevip sevmemesi bir yana, dinleyiciye ulaşma yolunun kendisi kıymetli olmalı. Kaç kişiye ulaştığınızın bir noktadan sonra önemi yok ancak işin içine para ve hırs girince o samimi paylaşım ortamı yok oluyor. Kültürel bir yozlaşma başlıyor: İnsanlar artık müzik dinlemek için değil, o popüler 'Ortamda' bulunmak için oraya gidiyor. Bu noktada işin müzik zevkiyle bir ilgisi kalmıyor. Bu gidişatla müzisyenlerin başına daha neler gelecek, kestiremiyorum.
Onur Buldu... Bir de şu Auto-Tune meselesi var; o çıktı, mertlik bozuldu sanki...
Erdem Yener... Auto-Tune’un yazılımını geliştiren adam bile pişman olduğunu dile getirdi; "Ben bu teknolojinin bu kadar kötüye kullanılacağını, bu kadar suistimal edileceğini düşünmemiştim," diyor. İşin kötüsü, bu akım bize çok geç geldi. Amerika’da bu tarz bir kullanımın tüketimi çoktan bitti, modası geçti. Dünyada artık daha doğal tınılar aranırken bizde hâlâ buna sığınılması, bence artık bir ayıp.
* Autotune... Bir sesin frekansını belirler ve ardından bu sesi belirlenen bir ölçek veya anahtara göre ayarlar. Bir nevi dijital müzik prodüksiyonunda bir ses sistemi olarak görev yapar.
"ORASI KRİTİK BİR KONU"
• Rap ve pop müzik arasında bitmeyen bir rekabet var. Kimi popun, kimi rap müziğin daha çok dinlendiğini savunuyor. Sizce hangisi önde?
Erdem Yener... Bunu gerçekten kestirmek zor çünkü sektörde çok fazla yeni oluşum türedi. Kimseyi istemeden zan altında bırakmak istemediğim için kesin bir şey söylemekten kaçınırım. Aslında bu istatistiklerin gerçek sahibi dijital platformlar, ancak bazen karşılaştığımız tablolar bana çok tuhaf geliyor. Örneğin; hayatı boyunca ilk şarkısını daha geçen ay yüklemiş, müzik dünyasına adımını yeni atmış bir ismin aylık 4 milyon dinleyiciye ulaştığını görüyoruz. Bu kadar kısa sürede bu denli büyük bir dinleyici sadakati nasıl oluşabilir? Kafamı karıştıran tek nokta bu "Mantık dışı" rakamlar... Onun dışında, somut bir kanıt olmadan kimseye bir şey söylemek istemem.
Onur Buldu... Eğer bu bahsettiğiniz durumlar gerçekse, ortada adil bir ölçümden bahsetmek imkansız. O zaman neyin daha çok dinlendiğini nasıl bileceğiz? Bildiğim kadarıyla meslek birlikleri bu konu üzerinde çalışıyor ama henüz net bir sonuca ulaşamadılar.
Erdem Yener... Ulaşmaları da hiç kolay değil. Ya birileri bu işin mutfağına girip ciddi bir denetim yapacak ya da dijital platformlar şeffaf bilgi paylaşacak ki bir sonuca varılabilsin. Aksi takdirde bu belirsizlik devam eder.
• Kadın oyuncuların 45 yaşından sonra sadece 'Anne' veya 'Teyze' rolleriyle sınırlandırılması ve bu yüzden estetik yaptırmak zorunda hissetmeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ecem Erkek... Teyze ve anne rollerini oynamakta ne gibi bir sorun var ki? Bir oyuncu 45 yaşına geldiyse o rolleri tabii ki oynayacak. O zaman hayatın içindeki bu anne rollerini kim canlandıracak? Bu evrende anne de var, babaanne de... Yaşımız neyi gerektiriyorsa onu oynamalıyız. Ben 45 - 50 yaşına geldiğimde hâlâ liseli bir kızı oynayamam; oynamak için de kendimi bir "estetik mucizesine" dönüştüremem. Dönüştürsem bile kimi, nasıl inandıracağım?
Onur Buldu... Sen böyle bakıyorsun ama bir başka oyuncuya sorduğunda tam tersini düşünebilir, o şekilde mutlu olabilir. Bence bu da bir tercih, ona da saygı duymak lazım.
Ecem Erkek... Tercihine bir şey diyemem ama sen izleyici olarak ona inanır mısın?
Onur Buldu... Ben inanmam, o ayrı ama kişi bunu istiyorsa ne diyeceksin ki?
Ecem Erkek... Tabii ki kimseye bir şey söyleyemezsin ama bana hiç doğal gelmiyor. Bir yerlerde birilerinin o 'Anneanne' karakterlerine hayat vermesi gerekiyor. Bu hayatın bir parçası.
Onur Buldu... Vallahi bu gidişle yakında peruk takıp o rolleri de ben oynayacağım. Çünkü doğal yaşlanan oyuncu bulamayacağız.
"ARIZALI İNSANLAR İŞTAHIMI KABARTIR"
• Üçünüzün de çok iyi gözlem yaptığınızı düşünüyorum. Özellikle hangi insan tipi sizin gözlem iştahınızı kabartıyor?
Onur Buldu... Arazlı insan benim iştahımı kabartır. Bir konuşma arazı ya da bir duygu arazı olan insanlar; aşırı coşku, aşırı habislik gibi aşırılıklar benim ilgimi çeker. İzlemek hoşuma gider. Hatta konuşturmaya çalışırım.
• "Efes'in Sırrı" ile ilgili başka neler söylemek istersiniz?
Ecem Erkek... Keyifli bir çocuk filmi. Sadece çocuk filmi diyemeyeceğimiz güzellikte bir film. Aileler çocuklarını alsınlar ve sinemaları doldursunlar. İsteğimiz bu yönde. Ben gerçekten çok keyif alacaklarını düşünüyorum.
Erdem Yener... Genel proje tasarımına baktığımda hissim o ki sadece bir film değil de bir niyetle yola çıkmış bir yapı gibi hissettiriyor. Artık gençlere, çocuklara, sahip olduğumuz değerleri anlatmaya meyilli, bunu açıklamaya meyilli. O yüzden filmimizin niyetini çok naif ve güzel buluyorum. Hayırlısı olsun ve yolu açık olsun. Umarım beğenirler.
Onur Buldu... Gençler için güzel bir cümlesi olan bir film. Umarım izlenir. Umarım aileler hep birlikte izler ve filmin ana fikrini kabullenirler.